ŞUBE VE TEMSİLCİLİKLERDEN

ŞUBE VE TEMSİLCİLİKLERDEN (45)

Öncelikle herkesi saygıyla selamlıyorum.
Nitelikli sanatsal faaliyetlerinin toplumun tüm üyeleri tarafından ulaşılabilir olması gerekiyor. Elbette sanatın devlet tarafından desteklenmesi özerkliğinin korunması gerekiyor. Ancak diğer yandan sanatın ulaşılabilir olası için ise yerel yönetimlerin mutlaka sanatsal faaliyetlerde aktif olması gerekiyor. Buda yine yerelde sanatın yaşaması ve sürdürülmesini mümkün kılacak yapılarla olabilir. Elbette burada elzem olan yine sanatın özerkliğidir. Sanat siyasi amaçlara alet edilmemelidir.
TÜSAK tasarısı hem mali olarak hem idari olarak hem de oto sansürün derinleştirilmesi bakımından tam bir sansürü hedefliyor. Sendikamız ve üyelerimiz tarafından da yoğun olarak eleştirilen Tasarı idari bakımdan siyasi iktidarın tam kontrolünü öngörüyor.
Tasarı mali olarak desteklenecek sanat faaliyetlerinin denetimini amaçlıyor. Siyasi iktidarın manipülasyonuyla oluşturulacak bir konsey tarafından tamamen güdümlü bir yapı amaçlanırken egemenler tarafından sanatın biçim ve içerik bakımından tam kontrolü hedefleniyor. Diğer yandan sanatı piyasaya açmayı hedefleyen tasarı özel sanat kurumlarını talep üzerine sanat üreten ticari kurumlar haline getirmeyi hedefliyor. Sanat kurumlarının siyasi otoriteye bağlayan bu tasarı ile siyasi iktidarın tam denetimine sokma planlanıyor. Sanat özgür ve özerk olması gereken ve devlet tarafından sübvanse edilmesi gereken bir alandır. Sanatsal yaratıcılığın açığa çıkabilmesi için özerklik olmazsa olmazdır. TÜSAK tasarısında öngörülen 11 kişilik Sanat Kurulu doğrudan doğruya Bakanlar Kurulu tarafından atanması bizim açımızdan asla kabul edilemez. TÜSAK sanatı ve sanat kurumlarını zaten var olan siyasi denetim ve baskıyı artıracak bir taslaktır. Ayrıca taslak sanatsal faaliyetlerin desteklenmesi ve teşvik edilmesini siyasi olarak belirlenmiş bu kurulun insafına terk ediyor. Siyasi otoritenin belirlediği sanat kurulu yine siyasi iradeden bağımsız düşünülemez. Sanatın tasarıyla ticarileştirilerek devletin bu alandaki faaliyetine son verilecek. Sanatsal faaliyetler tamamen ticari kaygılarla kurulmuş özel sanat kurumlarına terk edilerek sipariş üzerine sanat üretimi dönemi başlayacak. Sanat eserlerine halkın erişimi giderek zorlaşacak ve lüks olacak. Sanat sanatsal kaygılardan ziyade Sanat Kurulu’ndan geçmesi ve siparişin temin edilmesi kaygısıyla üretilecek. Yandaş sanat kurumları türeyecek ve ihale usulü ile alınan sanat eserleri ile bu yandaş kurumlar palazlandırılacak. TÜSAK hazırlanış şekliyle de şaibeli bir tasarıdır ve meşruluğu bulunmamaktadır. Tasarı kamuoyundan ve sendikamız Kültür Sanat Sen ile sanat alanında faaliyette bulunan kurum ve kuruluşlardan gizli olarak hazırlanmıştır. Kamuoyunca yeterince tartışılmadan adeta dayatma şeklinde hazırlanan varlığı bile kabul edilmeyen tasarı internet sitelerinde dolaşmaktadır. Bu şekilde hazırlanan bir yasa tasarısının bir meşruiyeti olamaz. TÜSAK tasarısı devletin sanattan elini çekmesini öngören bir tasarıdır. Dolayısıyla bu tasarının yasalaşması halinde başta mevcut sanat kurumlarındaki idari kadro olmak üzere kültür ve sanat emekçilerinin durumları belirsiz durumdadır. TÜSAK taslağı ile beraber mevcut kadrolar iptal edilecek ve 700 civarında kadro ataması yapılacaktır. Böylece kadroların bu şekilde devredilmesi durumunda çalışanlar mağdur olacaktır. Gerek Devlet Tiyatrolarında gerek Devlet Opera ve Balesi genel müdürlüklerinde yıllardır çalışan sanatsal bilgi ve tecrübeye sahip sanatçıların bu birikiminden bir çırpıda vazgeçilmesi yine kabul edilemez. TÜSAK yasa tasarısı İngiltere Sanat Konseyi uygulamasının çok kötü bir taklidi olacak şekilde ele alınmış bir tasarıdır. Binlerce yıllık İngiliz sanat anlayışı ve kültürünün sadece Konseyinin taklit edilmesi ancak yine köklü kurum ve kuruluşlarının görmezden gelinmesi sanat alanına nasıl şekilci yaklaşıldığını gösteriyor. Bölge sanat konseylerinin belirleyici olduğu İngiltere’de Sanat Konseyi yılda sadece bir kez toplanarak strateji belirleyen bir konsey iken TÜSAK’ta ise11 kişilik devamlı mesai yapan bir kurul öngörülüyor. Bu kurul desteklenecek sanat faaliyetlerinden satın alınacak eserlere kadar, hemen her şeyin karar vericisi konumunda olması planlanıyor. Ve yine İngiltere Sanat Konseyi’nde personelle sanat kuruluşları arasında imzalanan sözleşmelerin içeriği ilgili sendika ile sanat kuruluşları arasında yapılan görüşmeler sonucunda önceden belirleniyor. Oysa bu durum TÜSAK tasarısında belirleyici olan tamamen Bakanlar Kurulu tarafından atanan Sanat Kurulu olarak öngörülüyor. Sözleşmeli sanatkârlar da TÜSAK Yasalaştığı takdirde memur yapılarak verimsizleşmesi öngörülüyor. Sanat tamamen siyasileştirilerek sansür olağanlaştırılırken sanat borsası yaratılarak ta sanatın ticarileşmesinin kapıları ardına kadar aralanıyor. Sanatın bu şekilde halktan koparılarak rant kapısı haline getirilmesine Kültür Sanat Sen olarak karşıyız. Sanat kurumlarının kapatılması sonrasında sanat alanında çalışacak kültür ve sanat emekçileri tamamen piyasanın insafına terk ediliyor. Özel sanat şirketlerinin güvencesiz, esnek, sendikasız ve kuralsız çalışma koşullarına terk ediliyor. Zaten uygulamada yaşanan taşeronlaştırma daha da derinleştiriliyor.

 

KESK  ve DİSK olarak “İnsanca Yaşam, Güvenceli İş ve Güvenli Gelecek, Demokratik Bir Türkiye” talebiyle  5 Haziran 2013 Çarşamba günü  Aydın Kanza Parkı’nda saat 11.00’de toplanıp Cumhuriyet Meydanı’na yürüyüş gerçekleştirdik.  5 binin üzerinde katılımın olduğu eylemde Her Yer Taksim ,Her Yer Direniş, Baskılar Bizi Yıldıramaz, Güvenceli İş Güvenceli Gelecek, Sanat Kurumları kapatılamaz, İnsanca Bir Yaşam İstiyoruz ,Genel Grev Genel Direniş sloganları atıldı. Miting alanında KESK Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Eğitim Sen Şube Başkanı Nurettin SÖNMEZ ve DİSK Akdeniz Bölge Temsilcisi Matoş KONCA birer konuşma yaptı. 

Salı, 04 Haziran 2013 09:52

KARANLIĞA İNAT, YAŞASIN SANAT!

Yazan

Kültür Sanat Sen Antalya Bölge Şube Başkanı Ali GÜNEŞ ve sendika temsilcilerinin de katılımı ile sanat kurumlarının kapatılmasına yönelik yapılan basın toplantısına ilişkin haber

AKP hükümetinin aylardır üzerinde çalıştığı sanat kurumlarını yok etme projesi basına sızdırılmıştır. Yıllardır devam eden kamu hizmetlerinin tasfiyesi sürecinde, sıra  toplumsal belleğin en önemli kurumları olan kültür ve sanat kurumlarına  gelmiştir. AKP hükümeti, tüm kamu hizmetlerinde olduğu gibi, bir süredir siyasi ve ideolojik baskılarla yeniden biçimlendirmeye çalıştığı kültür ve sanat faaliyetlerini ticarileştirmek, kültür ve sanat kurumlarının toplumsal özünü ortadan kaldırmak istemektedir.

Bu çabanın bir nedeni de dünyada sanatın üstlendiği misyondur. Dostoyevski’nin “Dünyayı güzellik kurtaracak’’ sözüyle kast ettiği güzelliğin en önemli unsuru olan sanat, AKP hükümetinin tasarlamış olduğu toplum modeli için de bir tehlike oluşturmuştur.  Bireyin kendini ve dünyayı tanımasında sanatın üstlendiği rol insanlık tarihi boyunca önemini korumuştur ve koruyacaktır. Bunun farkında olan kimi iktidarlar yüzyıllarca sanatın üstünde baskı ve hegemonya oluşturmaya çalışarak toplumu dönüştürmeyi amaçlamıştır. Bu durumun günümüz Türkiyesi’ndeki  karşılığını oluşturan AKP  iktidarıdır.

“Türkiye Sanat Kurumu ile Sanatın Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı’’ adıyla hazırlanan taslak da sanatın toplumdan soyutlanmasını ve piyasalaştırılmasını amaçlayan bir taslaktır. Sanat kurumlarında çalışan sanatçı, teknik personel ve idari personelin özlük haklarıyla ilgili tasarıda geçen maddelerin içeriğine bakıldığında AKP  hükümetinin sanatı ve sanat kurumlarını “dönüştürme” adı altında bir nevi tasfiye çalışması içine girdiği görülmektedir.

Bu tasarı ile;

  •    Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi, Devlet Halk Dansları Topluluğu, Senfoni Orkestraları ve Koroların ortadan kaldırılması,
  •      Bu kurumlarda çalışanların emekliliğe zorlanması,
  •     Çalışanların kazanılmış ekonomik ve özlük haklarının ellerinden alınması,
  •    Devletin ihale yoluyla sanat projeleri satın alarak, sanatın özelleştirilmesinin ve iktidarın kendi ideolojik bakış açısına uygun olan eserlere desteklenme adı altında kaynak aktarılması yani sanat ürünlerinin tektipleştirilmesi ve içinin boşaltılması,
  •   “Geçinemeyen Sanatçıya Destek’’  vurgusuyla sanatçının itibarsızlaştırılması ve iktidar yardımına muhtaç bırakılarak dilenci pozisyonuna düşürülmesi amaçlanmaktadır.
  • Özünde sanat kurumlarını tasfiye etmeyi amaçlayan tasarıda, Görevde 15 yılını tamamlamış konservatuar mezunu sanatçıların, konservatuarlara  ve güzel sanatlar fakültelerine  öğretim görevlisi olarak  atanması  amaçlanmaktadır. İbaresi tam bir kandırmaca ve tutarsızlıktır. Çünkü konservatuar mezunlarının tek istihdam alanı sanat kurumlarıdır.  

Bir bütün olarak tasarıyla, Türkiye’de  yürütülen  tüm sanat faaliyetlerinin   Bakanlar Kurulu’nun atayacağı 11 kişilik kurul tarafından yürütülmesi amaçlanmaktadır. Nihayetinde ülkemizde sanat ve sanat kurumları tam anlamıyla iktidarın hegemonyasına girecektir.

AKP’nin bu saldırı ve tasfiye politikalarına karşı biz  KÜLTÜR SANAT – SEN olarak   Kültür Sanat Kurumları’nın talan edilmesine müsaade etmeyeceğiz.

Bu nedenle 2 Haziran 2013 tarihinde Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali’nin açılışında bu tasfiye projesini ulusal ve uluslararası  basına  teşhir edeceğiz. 5 Haziran  Çarşamba günü bütün kamu emekçileri ile birlikte üretimden gelen gücümüzü kullanarak hizmet üretmeyeceğiz ve alanlarda olacağız . 7 Haziran Cuma günü ülkenin her tarafından gelen  kültür ve sanat emekçileri  ve halkımızla birlikte   Ankara Kızılay’da   AKP ‘nin  saldırılarına karşı  meydanlarda olacağız . Sanatı ve geleceğimizi AKP ‘nin karanlık politikalarına teslim etmeyeceğiz. Tüm halkımızı bu haklı mücadelemizde yanımızda olmaya çağırıyoruz .

28.5.2013

KÜLTÜR SANAT- SEN MERSİN ŞUBESİ  A.

İMAM ÖZDEMİR 

Şube Başkanı 

Sayfa 3 / 4