Kültür Sanat Sen

Kültür Sanat Sen

Devlet Memurlarının Yiyecek Yardımı Yönetmeliğinin '3. maddesindeki......nakden ödeme yapılamaz 'ibaresinin yürtütmesinin durdurulması için Danıştay'a sendikamız tarafında dava açılmıştır.. 

Cuma, 28 Haziran 2013 13:11

ÖNEMLİ DUYURU

Daha hızlı ve verimli iletişim sağlamak ve sendikamızın yürütmüş olduğu çalışmalardan haberdar olabilmemiz açısından sosyal medya adreslerimizin izlenmesi önem arz etmektedir. ilgili adresler 

Facebook: https://www.facebook.com/kultursanatsenhukuk

 
 

Seçim Rüşveti Değil, Tüm Çalışanlara İş Ve Ücret Güvencesi, İnsanca Bir Yaşam İstiyoruz!


Sal, 25 Haziran 2013 

AKP iktidarı, Gezi Parkı direnişi ile yükselen halk hareketini susturmak için bir taraftan cadı avına dönüşen gözaltı ve tutuklama furyasını sürdürürken diğer taraftan çocukların bile inanmayacağı komplo iddialarını tekrarlamaktan öteye gitmeyen ‘başbakan mitinglerini’ seçim yatırımına dönüştürmenin telaşına düşmüştür.  

Bugün partisinin grup toplantısında konuşan başbakan Erdoğan’ın; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 4/B maddesine,  5393 sayılı Belediye Kanununun 49. Maddesine ve 4924 sayılı Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık Personeli Çalıştırılması İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna göre istihdam edilen toplam 96 bin 500 sözleşmeli personelin kadroya geçirileceğine ilişkin açıklamaları iktidarına karşı yükselen tepkiyi yumuşatmak için seçim rüşvetine sığındığını göstermektedir.

Her Seçim Dönemi Aynı Senaryo!

Yandaş medya ve en az onun kadar yandaşlığı tescilli konfederasyon ne kadar allayıp pullasa da başbakanın açıklamaları mevcut sözleşmeli personelin sadece bir kısmını kapsamaktadır. Başbakanın açıklamalarında, bundan sonra kamuda sözleşmeli ya da geçici personel istihdam edilmeyeceğine ilişkin hiçbir iz yoktur. AKP, tıpkı 12 Haziran 2011 genel seçimlerinden bir hafta önce çıkardığı Kanun Hükmünde Kararname ile yaptığı gibi bugün yaklaşan seçimlerde de elini güçlendirmek için sözleşmeli personelin bir kısmını kadroya almayı planlamaktadır. 

Çağdaş Köle 4/C'liler Yine Unutuldu!

Meclis tatile girmeden yasalaştırılmasının hedeflendiği ifade edilen söz konusu çalışmada geçici personel olarak istihdam edilen 4/C’lilerin yanı sıra KİT’lerde istihdam edilen sözleşmeli personel yine görmezden gelinmiştir. Oysa kamu emekçileri arasında her açıdan en mağdur kesimin günümüzün çağdaş köleleri olarak görülen 4/C’liler olduğunu bilmeyen yoktur.   Aile yardımı ve çocuk parası başta olmak üzere sosyal haklardan yoksun bırakılan, özelleştirilerek sermayeye, yandaşlara peşkeş çekilen kurumlarında aldıkları ücretin üçte biri maaşa mahkûm edilen 4/C’liler çığlığına kulaklarını tıkamaya devam etmesi AKP’nin çağdaş kölelik düzeninden vazgeçmediğini göstermektedir. 

KESK, Tüm Çalışanlara İş Ve Ücret Güvencesi Talebinin Sözde Değil, Özde Tek Temsilcisidir!

KESK en başından beri, her platformda, tüm çalışanlara iş ve ücret güvencesi sağlanmasını, kamudaki parçalı istihdama son verilerek tüm sözleşmelilerin kadroya geçirilmesini savunmaktadır. Bu yılın başında Devlet Personel Başkanlığı tarafından yapılan çalıştaydan Kasım ve Mart aylarında yapılan Kamu Personeli Danışma Kurulu toplantılarına kadar hükümet yetkilileri ile bir araya gelinen her toplantıda 2,5 milyonu aşkın kamu emekçisinin insanca bir yaşam taleplerinin en kararlı savunucusu KESK olmuştur. KESK, kamu emekçileri arasında en mağdur kesim olan, haksızlığı, adaletsizliği iliklerine kadar yaşayan 4/C’lilerin isteklerine bağlı olarak ya işçi ya da 657 sayılı DMK’nın 4/A kadrosuna geçirilmesi gerektiğini ısrarla savunmuştur.  

Kamu Personel Rejimi değişiklikleri çerçevesinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda değişiklik yaparak kamu emekçilerinin iş ve ücret güvencesini adım adım yok etmeyi hedefleyenler karşılarında her zaman KESK’i bulmuştur. Birileri oturduğu yerden KESK’e çamur atmayı ‘sendikal faaliyetlerinin!’ merkezi haline getirirken KESK, kamu emekçilerinin taleplerinin sözde değil, özde gerçek temsilcisi olduğunu hizmet üretiminden gelen gücünü defalarca kullanarak göstermiştir. Tüm bunlara rağmen sadece KESK'in değil 2,5 milyon kamu emekçisinin taleplerine kulaklarını tıkayan AKP iktidarının tam da yaklaşan seçimler öncesi sözleşmelilerin bir kısmına kadro vaat etmesi manidardır. Özellikle siyasi kadrolaşmanın son halkası torba yasa tasarısının TBMM alt komisyonlarında görüşülmesine devam edildiği bir dönemde sözleşmelilerin bir kısmının kadroya alınacağına dair yapılan açıklama AKP’nin samimiyetinden duyduğumuz kuşkuyu artırmaktadır.

Emekçileri Karanlık Tabloya Mahkûm Edenlerin 'Müjdesi'...

Diğer taraftan sözleşmeli personelin bir kısmının da olsa kadroya geçirilmesine dair bugün verilen söz eğer daha önce verilen pek çok söz gibi unutulmaz ve gereği yerine getirilirse tüm eksiklerine rağmen kamu emekçileri için önemli bir kazanım sağlanacaktır. Ancak KESK olarak en başından beri mücadelesini verdiğimiz; hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm çalışanlara iş ve ücret güvencesi, insanca bir yaşam talebimiz hayat bulmadığı sürece, bugün için kazanım olarak görülen bu düzenlemelerin yarın hiçbir anlamı olmayacağının altını bir kez daha çizmeyi görev biliyoruz. 

Unutulmamalıdır ki başbakan tarafından yapılan açıklama ile her zaman olduğu gibi yine bir ‘müjde’  gibi gösterilmek istenen düzenleme, bugün emekçilerin mahkûm edildiği karanlık tablonun mimarının AKP iktidarı olduğu gerçeğini asla değiştiremez. AKP, kamunun toptan tasfiyesi politikasının bir ayağı olan sözleşmeli ve geçici personel istihdamına devam etmekten vazgeçmiş değildir.

Bunun için önümüzdeki seçimleri atlattıktan hemen sonra sözleşmeli istihdamı yeniden şişirmeye devam edeceğini, sözleşmeli olarak istihdam ettiği bu yeni çalışanları kadroya geçirmeyi de başka bir seçimin yatırımına dönüştüreceğini bugünden görmek için kâhin olmaya gerek yoktur. Bunun için AKP iktidarı döneminde kamuda istihdam yapısının güvencesizlik ve kuralsızlık temelinde nasıl değiştirildiğine ilişkin rakamlara sadece bir göz atmak bile yeterlidir.

Rakamlar Gerçekleri Çarpıtmada 'Ustalaşan' AKP'yi Yalanlıyor!

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında kamuda taşeron olarak istihdam edilenlerin sayısı 15-20 bin civarında iken bugün 600 bini geçmiştir. Yine 2003 yılında 17 bin olan sözleşmeli personel sayısı 2011 yılında 260 bini bulmuştur. Hatırlanacağı üzere 12 Haziran 2011 tarihinde gerçekleştirilen genel seçimlerden bir hafta önce Resmi Gazetede yayımlanan 632 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile bu personelin bir kısmı seçim rüşveti olarak kadroya alınmış ancak sözleşmeli alımı devam ettiği için sayı 2013 yılı mayıs ayı itibariyle 175 bine ulaşmıştır.  Arsa parasını bile karşılamayan rakamlarla sermayeye, yandaşlara peşkeş çekilerek özelleştirilen TEKEL gibi kamu işletmelerinde çalışanların kölelik koşullarında istihdam edildiği geçici personelin (4/C) sayısı ise 23 bine yaklaşmıştır. Kısacası bu resmi veriler, AKP döneminde sadece özel alanda değil kamu alanında da taşeron, sözleşmeli, geçici istihdamın katlanarak arttığını göstermektedir.

AKP Gerçekten Samimi İse...

AKP iktidarı eğer samimi ise; öncelikle kamunun tasfiyesi politikalarına son vermelidir. Bunun için öncelikle her seçim döneminde çalışanların ağzına bir parmak bal çaldığı seçim rüşvetlerinden vazgeçmeli; kayıt dışı, taşeron, sözleşmeli, performansa bağlı, esnek, geçici ve kuralsız istihdamı yasaklamalıdır. Tüm çalışanlara iş ve ücrete güvencesi sağlamalı, kamu hizmetlerinin tüm yurttaşlara eşit, parasız, ulaşılabilir sunumu için gerekli düzenlemeleri derhal hayata geçirmelidir. Bilinmelidir ki, bu adımlar atılmadığı sürece sendikal mücadele ile demokrasi ve özgürlük mücadelesi arasındaki kopmaz bağlar olduğunun her zaman ayrımında olan kamu emekçilerinin mücadele örgütü KESK, üzerinde yaratılan her türlü baskıya ve kuşatma operasyonuna rağmen mücadelesini kararlılıkla sürdürmeye devam edecektir. 

Yandaşların Sözü Sırtlarını Dayadıkları İktidarın Sınırlarını Aşamaz!

Bunun için, tüm kamu emekçilerini, Gezi Parkı direnişi ile yükselen mücadele karşısında köşeye sıkışan AKP’nin seçim yatırımı haline getirmeyi hedeflediği kısmi tavizi kendi kazanımı olarak göstermeye çalışan yandaş konfederasyonunun ayak oyunlarına karşı uyanık olmaya çağırıyoruz. Kamu emekçilerinin iş ve ücret güvencesi adım adım yok edilirken, siyasi kadrolaşmanın son halkası torba yasa tasarısı mecliste görüşülürken kuzuların sessizliğine bürünenlerin bugüne kadar verdiği sözlerin ancak sırtlarını dayadıkları iktidarın sınırları ölçüsünde hayat bulabileceği görülmüştür.

Kamu Emekçilerinden Aldığımız Güçle Mücadeleye Devam Edeceğiz!

Gezi Parkı direnişi ile tüm yurda yayılan eşitlik, özgürlük, demokrasi taleplerini kendi taleplerinden bağımsız görmeyen KESK’i karalama kampanyasına öncülük eden yandaşlar sırtlarını dayadıkları iktidarın elini-eteğini öpmeye devam etsin. KESK sadece ve sadece kamu emekçilerinden aldığı güçle fiili meşru mücadelesine devam edecektir. 

                                                                                                KESK Yürütme Kurulu

Pazartesi, 24 Haziran 2013 13:34

AKM BASIN TOPLANTISI

20 Haziran 2013 Perşembe günü saat 11.00’de İstanbul Atatürk Kültür Merkezi binasının neden yıkılamayacağına dair Sendikamız Genel Merkezinde basın toplantısı düzenlenmiştir. Buna İlişkin Basın Toplantısı Metni : 

KÜLTÜR VARLIKLARIMIZA VE ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİNE SAHİP ÇIKIYORUZ!
11 yıla yakın bir süredir uyguladığı politikalar ile kamu hizmetlerini adım adım özelleştiren, çalışma yaşamını kuralsızlaştıran, kentlerimizi, doğayı ve doğal yaşam alanlarımızı her fırsatta talan eden AKP hükümeti, son olarak Gezi parkına yapılmak istenen “topçu kışlası” ve “AVM” yapma girişimi sonucunda beklemediği kitlesellik ve yaygınlıkta tepkilerle karşılaşmıştır. Halkın yaşam alanlarının ranta açılması için bugüne kadar sayısız adım atan hükümet, bu kez sert kayaya çarpmıştır.
Başbakan’ın gezi parkına sahip çıkan sanatçılar başta olmak üzere herkesi hedef göstermesi yetmiyormuş gibi, hükümet temsilcilerinin, gezi direnişi ile giderek artan tepkileri göz ardı ederek Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) yıkılabileceğinin açıklanması, AKP’nin insanlığın tüm değerlerine olduğu gibi, kültür ve sanat kurumlarına karşı da büyük bir sorumsuzlukla hareket ettiğini göstermektedir. Anlaşılan odur ki, hükümet temsilcileri Atatürk Kültür Merkezi ile ilgili koruma kurulu kararlarından haberdar değildir.
Atatürk Kültür Merkezi İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 06.01.1999 gün ve 10521 sayılı kararıyla tescil edilmiş, 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 30.07.2007 gün ve 1344 sayılı kararıyla da “Korunması Gerekli 1. Grup Yapı” olarak belirlenmiştir. Atatürk Kültür Merkezi, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından tarihsel ve kültürel önemi göz ardı edilerek ranta açmak amacıyla 2006-2007 yıllarında yıkılmak istenmiştir. Yıkımının durdurulması için, kalemiyle, sanatıyla, inadıyla, yüreğiyle ve mücadelesiyle bizlere destek veren sanatçılarımızla duyarlı İstanbul halkıyla birlikte direndik ve yıkımı engelledik.
Kültür ve sanatı sadece “elit” bir uğraş olarak görüp küçümseyen mevcut çağdışı zihniyet, toplum ve ülkemizin tarihsel, kültürel, sanatsal değerlerini gerçek dışı bilgilerle yozlaştırıp, halkı manipüle ederek, toplumun derin bir karanlığın içine çekilmesine neden olmaktadır.
Atatürk Kültür Merkezi 2008 yılının Mayıs ayında perdelerini kapatmıştır. O dönem kamuoyunda yıkılacak, yenilenecek tartışmaları ve çeşitli projeler dolaştığı hatırlanacaktır. Atatürk Kültür Merkezi’nin geleceğine, belleğimize, sanatımıza, hakkımıza sahip çıkmak için Kültür Sanat Sen olarak demokratik kitle örgütleriyle onlarca eylem gerçekleştirdik. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa uygun onarım yapılmasını istedik.
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 14.01.2010 tarih ve 3155 sayılı kararıyla Atatürk Kültür Merkezinin, rölöve, güçlendirme projesi ve güçlendirme raporu doğrultusunda uygulama yapılmasında sakınca olmadığına dair karar alınmış olmasına rağmen, yaklaşık 2,5 yıllık süre içerisinde onarıma ilişkin bir çivi dahi çakılmamış olması düşündürücüdür. Atatürk Kültür Merkezi ’nin rölöve, güçlendirme projesi ve güçlendirme raporu, İstanbul II Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 06.06.2012 tarih ve 498 sayılı kararıyla güncel hale getirilmiştir. Bu kararın alınmasından yaklaşık bir yıldan fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen onarıma başlanmamış, Atatürk Kültür Merkezi kendi kaderine terk edilmiştir.06.06.2013 tarihinde Başbakan “Atatürk Kültür Merkezi yerine opera binası yapacağız” demiştir. AKP hükümetinin Atatürk Kültür Merkezi’ni çürümeye terk etmesi ve depreme dayanıklı olmadığını iddia ederek yıkılabilir açıklaması yapılması, yeni bir provokasyondan başka bir anlama gelmemektedir. Binanın depreme dayanıklılık konusunda bilimsel araştırma ve raporları ile yeterli dayanıklılığa sahip olduğu kamuoyunca bilinmektedir.
Başbakan ve hükümet temsilcileri, Atatürk Kültür Merkezi’nin depreme dayanaksız olduğunu iddia ederek (depreme dayanıklı olup olmadığına dair Hükümet tarafında yapılmış bilimsel, teknik bir değerlendirme olmamasına rağmen) yıkılacağını ve yerine daha modern bir yapı inşa edeceklerini söyleyerek kamuoyunu ve halkı yanıltmaya çalışmaktadır.
Yıkılacağı iddia edilen Atatürk Kültür Merkezi hakkında sendikamızın açmış olduğu davada bilirkişi raporuna dayanarak verilen 16.12.2009 tarihli korunması ve aslına uygun restore edilmesi için kesinleşmiş İstanbul 9.idare mahkemesi kararı vardır. Bu mahkeme kararında Atatürk Kültür Merkezi’nin tarihi eser niteliğinde olduğu ve İstanbul Koruma Kurulu tarafından da koruma altına alındığı, bu tarihi eserde bırakın yıkımı aslına uygun olmayan tadilat dahi yapılmasını yasakladığı halde, yıkacağız dayatması yapılması; bilimin, hukukun, yargı kararlarının yok sayılması, kabul edilemez.
20.12.2009 tarihinde Mimarlar Odası, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi arasında yapılan protokolle Atatürk Kültür Merkezi’ nin aslına uygun onarılması karar altına alınmıştır.
Atatürk Kültür Merkezinin 1.grup tescilli kültür varlığı olduğu için yıkılamaz. Yıkılmasına ilişkin çabalar AB Müktesebatına, ulusal ve uluslararası kültür varlıklarının korunması hukukuna ,UNESCO kararlarına aykırıdır.
Kültür Sanat Sen, mekansal olarak tarihi, sosyolojik değerleri olan sanat ortamlarına ve kültür merkezlerine, Emek Sineması, Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Şinasi ve Akün Sahnelerine Atatürk Kültür Merkezi gibi önemli yapılara yönelik hükümetin ranta açma çabalarına karşı kültürel ve tarihsel değeri tartışmasız olan sanat kurumlarına sahip çıkmaya devam edecektir. Atatürk Kültür Merkezi ile diğer kültür ve sanat değerlerimizi, AKP hükümetinin yapmak istediği gibi sermaye ve rantiyecilere teslim etmeyeceğiz. Toplumun yararına ve toplum hizmetinde olması için bütün gücümüzle direneceğimizin, Atatürk Kültür Merkezi’nin onarılmasına devam edilmesini istediğimizin ve yıkılmasına ise asla izin vermeyeceğimizin bilinmesini istiyoruz.
KÜLTÜR SANAT SEN
Merkez Yönetim Kurulu

Pazartesi, 24 Haziran 2013 09:23

ACI KAYBIMIZ...

İstanbul Devlet Opera ve Balesi  Müdürlüğünde üyelerimiz Bülent Işık Odabaşı ile Mahmut Nedim Odabaşı'nın ağabeyleri vefat etmiştir. Ailesine, sevenlerine ve yakınlarına başsağlığı dileriz.