sultan

sultan

Sendikamız 3-4 Mart 2017 Yönetici Eğitim Semineri Tamamlanmıştır.

Cuma, 10 Şubat 2017 14:12

TÜSAK OLMADI KHK'YLE YAPIYORLAR

BİRGÜN 10.02.2017

Sınava girecek üyelerimizin dikkatine,ŞEF ve MEMUR unvanlarına yönelik gerçekleştirilecek Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği  sınava için hazırlanan GYS Şef ve Memur kitabımız dağıtıma başlamıştır. 

Bugün saat 11.00’da Konfederasyonumuz Merkez’inde gerçekleştirdiğimiz basın toplantısı ile 2016 yılı hak ihlalleri raporumuzu açıkladık! Basın toplantısına Genel Sekreterimiz Hasan Toprak, Hukuk- TİS ve Uluslararası İlişkiler Sekreterimiz Fatma Çetintaş, Mali Sekreterimiz Ramazan Gürbüz, üye sendikamız ESM Genel Başkanı Mustafa Şenoğlu ile BES Genel Toplu İş Sözleşmesi ve Hukuk Sekreteri Şenol Köksal katıldı.

Basın açıklamasını Hukuk- Tis ve Uluslararası İlişkiler Sekreterimiz Fatma Çetintaş gerçekleştirdi. 2016 Hak İhlalleri Raporu ve ek tablolar aşağıdadır.

KESK 2016 YILI HAK İHLALLERİ RAPORU

Öncelikle iktidarın tüm baskı, yıldırma ve engelleme politikalarına, muhalif kurumların sesini kısma girişimlerine rağmen inatla ve kararlılıkla basın, düşünce ve ifade özgürlüğü için mücadele eden siz özgür basın emekçilerine buraya geldiğiniz için teşekkür ediyoruz.

Karanlık bir tünelden geçiyoruz. Ancak tünelin ucundaki ışığa dair umudumuzu, inancımızı hiç kaybetmedik. Bize bu umudu veren devraldığımız emekçilerin yüzyıllardır süregelen eşitlik, barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesi, kararlılığı ve aydınlık geleceğe dair inancımızdır.

Son yıllarda sendikal hak ve özgürlükler alanında, çalışma yaşamında yaşanan hak ihlallerine dikkat çekmek amacıyla altışar aylık raporlar yayınlıyoruz. Arşivlerinizde bunlar mevcuttur. Gerek bunlar incelendiğinde ve gerekse de birazdan çoğu da yansımayan hak ihlalleri raporumuz incelendiğinde sendikal hak ihlallerinde oldukça vahim bir tablo ile karşı karşıya olduğumuz görülecektir.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında çalışma yaşamında yaşanan hak ihlalleri 12 Eylül darbesinin çalışma yaşamına etkileri ile karşılaştırıldığında pek çok başlıkta 12 Eylül’ü kat be kat aşan ihlaller ile karşılaşmaktayız.

Bugün genel olarak 2016 yılına dair yaşanan ihlallere dair verileri aktaracağız. Verilerin yıl bazında bütünlüklü olarak değerlendirilebilmesi için derlediğimiz 1 Ocak-7 Mayıs 2016 ile 7 Mayıs – 31 Aralık 2016 dönemlerine ait iki raporumuzu da kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.

Rapora ilişkin değerlendirmemize geçmeden önce şunu da belirtmek isteriz ki, ITUC tarafından yayınlanan “2016 İnsan ve Sendikal Haklar Raporu”nda Türkiye; Kamboçya, Hindistan ve İran gibi ülkelerle birlikte çalışanlar için en kötü ilk 10 (on) ülke listesinde yer almıştır. Bu raporda KESK üyelerine yönelik baskı, yönelim ve ayrımcı politikalara da geniş yer ayrılmıştır.

Adı OHAL olsa da askeri darbe dönemlerinde bile olmayan işlemler hayata geçirilmekte, uluslararası sözleşmeler ve anayasadan doğan haklarımız ayaklar altına alınmaktadır. Cumhurbaşkanının “mevzuatı bir yana bırakın” söylemi bugün OHAL adı altında bir yönetim biçimine dönüşmüştür. OHAL’i son uzatma girişiminde usulen bile olsa prosedüre uyma ihtiyacı duymamaları nasıl bir keyfiyetle karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. OHAL yönetiminin kalıcı hale getirilmesi için AKP ve MHP tarafından hazırlanan, içeriği halktan ve emekçilerden saklanan anayasa değişikliği teklifinin görüşmeleri TBMM’de sürmektedir.

Faşizan yönelim temel hak ve özgürlüklerde, sendikal örgütlenme ve haklarda sınır tanımaz bir hale dönüşmektedir. Kamu emekçilerinin yıllardır fiilen gerçekleştirdiği, iç hukukta ve AİHM’de yüzlerce kararla haklılığı yargısal olarak da kabul edilen, uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan grev hakkımız özellikle son bir yıldır neredeyse fiilen illegal örgütsel bir faaliyet olarak işlem görmektedir.

On binlerce üyemiz 12-13 Ekim ve 29 Aralık 2015 tarihinde gerçekleştirdiğimiz grevler nedeniyle ilkin soruşturmalara maruz kalmış, ardından açığa alınmalarda temel gerekçe olarak kullanılmıştır. Yine basın açıklamalarımız, hükümet politikalarına itiraz ettiğimiz tüm eylem ve etkinliklerimiz soruşturma konusu yapılmaktadır. 29 Aralık grevi nedeniyle açılan binlerce soruşturmanın dışında, diğer sendikal eylem ve etkinlikler nedeniyle de en az 322 soruşturma açılmıştır.

Üyelerimiz hakkında soruşturma açmak için Cemaatin devlet içinde etkin konumda olduğu yıllarda daha çok isimsiz mailler ve telefon ihbarları yöntemleri kullanılıyordu. Bunların soruşturma açılması için bizzat polis tarafından yapıldığını biliyor, dile getiriyorduk. Nitekim son dönemlerde bu yöntemin cemaat polisleri tarafından davalarda kullanıldığı çok sayıda delil ile kanıtlanmış oldu.

Cemaatin etkisinin kırılmaya başladığı son dönemlerde ise Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER) bir ihbar kurumu olarak kullanılmaya başlanmıştır.

OHAL ile birlikte ise; ya tekrar isimsiz mailler, telefon ihbarları kullanılmakta ya da ağırlıkta bunların hiçbirine ihtiyaç duyulmamaktadır. Soruşturma, açığa alınma ya da ihraçlar için OHAL kanunu yeterli görülmektedir. İktidar soruşturma için artık somut bir gerekçe bulmak zorunda değilmiş gibi davranmaktadır. Açığa alma ve ihraçlarda “Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı” demek yeterli görülmektedir. “Devlet güvenliği” denildikten sonra devletin tüm kurumlarında akan sular durmakta, yargı da gidişata genellikle uymaktadır.

Bu dönemin en belirgin bir diğer özelliği de her tür hukuksuzluğun, baskının, yönelimin serbest olması ama bu haksızlıklara karşı en ufak bir protesto eyleminin ise yasaklanmasıdır. Bu süreçte baskılara karşı yapmak istediğimiz bölge mitinglerimiz, basın açıklamalarımız, sendikalarımızın eylemleri, 10 Ekim katliamı anma etkinliklerinin nerdeyse tümü yasaklanmıştır.

En son Konfederasyonumuzun düzenlediği, İşimi Ekmeğimi Geri İstiyorum” sloganı ile ihraç edilen ve açığa alınan kamu emekçilerinin görevine iade edilmesi amacıyla 21 Aralık tarihinde İstanbul’dan başlayıp Ankara’da sona ermesi planlanan “EMEKÇİ YÜRÜYÜŞÜ”müze başlangıç noktası olan Kadıköy İskele Meydanı’nda polis cop, kalkan, biber gazı ve plastik mermilerle müdahale etmiştir. Müdahale sırasında Sendikamız SES İstanbul Anadolu Şb. Başkanı Erdal Güzel yaralanmıştır.

Valiliklerin OHAL yasaklarını bile kuruma göre uygulandığının çok sayıda örneklerinden biri Emekçi Yürüyüşü eylemimizin Kocaeli programında yaşanmıştır. Kocaeli’nde daha bir hafta önce yandaş Konfederasyonun pankartlı, sloganlı basın açıklamasına izin verildiği halde KESK’e sokakta yapacağı açıklamanın valilik tarafından yasaklandığı söylenmiş ve basın açıklamamıza polis tarafından çok sert bir şekilde müdahale edilmiştir.

Açığa alma, ihraç başta olmak üzere sendikalarımız yöneticileri bilinçli ve sistematik olarak hak ihlallerine maruz kalmaktadır. KESK Kadın Sekreteri Gülistan Atasoy, Sendikamız BES Genel Başkanı Fikret Aslan, SES MYK üyesi Fikret Çalağan’ın da aralarında bulunduğu yüzlerce sendika yöneticisi arkadaşımız ihraç edildiler. Neredeyse tüm sendika MYK üyelerimiz hakkında açılmış onlarca adli ve idari soruşturma söz konusudur. Siyasi iktidar OHAL ortamını kullanarak sendikal örgütlenmeyi hedef almakta, cezalandırmaktadır. Sendikal hak ve örgütlenme siyasi iktidarın tehdidi ve kuşatması altındadır.

Bu noktada dikkat çekmek istediğimiz bir husus da, siyasi iktidarın yarattığı ortam ve başlattığı ihbarcılık neticesinde çoğu kurum idarecisinin işyerlerinde sendikalarımızın yönetici ve üyelerinin açığa alınmasına ya da ihraç edilmesine yol açacak şekilde asılsız iddia ve karalamalarla suçlamalarda bulunmalarıdır. Bu idareciler hesap verme ve kanıtlama durumunda olmadıklarından ya da hukuk yollarının kapalı olmasından aldıkları rahatlıkla OHAL sürecini sendikal mücadeleyi tasfiye etme, yandaş sendikaları güçlendirme fırsatı olarak kullanmaktadırlar. Ankara, Kocaeli Üniversiteleri başta olmak üzere birçok üniversitede yöneticiler, demokrat ve aydın kimlikleriyle öne çıkan akademisyenleri OHAL kanunu arkasına sığınarak kapsamlı bir tasfiye ile tam bir kıyıma dönüştürmüşlerdir.

Aynı şekilde adli soruşturmalarda çoğu savcı üyelerimize “niçin KESK’e bağlı sendikalara üye oluyorsunuz” gibi sorular sorarak konfederasyonumuzu potansiyel suç odağı gibi gösterme çabası içerisindedir.Soruşturmalar, mobbing, ceza davaları vb. tüm baskı araçları kullanılarak var olan üyelerimiz istifa etmeye zorlanmakta, yeni üye yapmalar engellenmeye çalışılmaktadır.

Örneğin daha birkaç gün önce Mardin Kızıltepe’de gözaltına alınan öğretmenlere savcı “EĞİTİM SEN’e üye olmanın suç olduğunu bilmiyor musun” şeklinde soru sormuş, avukatımızın itirazı ve bu cümlenin tutanaklara geçirilmesini istemesi karşısında sayın savcı paniğe kapılarak söylediklerini tutanağa geçirmemiş, avukat arkadaşımızı azarlayarak dışarı çıkartmak istemiştir.

OHAL kapsamında 31 Aralık 2016 tarihine kadar bağlı sendikalarımız üyesi-yöneticisi toplam 11.711 kamu emekçisi açığa alınmıştır. Bunlardan 10.692’si görevine iade edilmiş, 490’ı OHAL KHK’leri ile (672,675 ve 677 sayılı KHK’ler) memuriyetten çıkarılmıştır.

Açığa almalar sadece OHAL Kanununa dayalı yapılmamaktadır. 2016 yılı itibariyle sosyal medya paylaşımları ve Cumhurbaşkanına hakaret iddiası ile 78 arkadaşımız açığa alınmıştır. Toplamda 11789 KESK’li açığa alınmış olup iadeler sonrası 31 Aralık tarihi itibari ile bağlı sendikalarımız üyesi-yöneticisi toplam 529 kamu emekçisi halen görevden uzaklaştırılmış (açıkta) durumdadır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının 10 Ocak 2017 tarihinde yaptığı açıklamaya göre OHAL Kanunu kapsamında bugüne kadar 135.356 kamu çalışanı hakkında işlem yapılmış, bunlardan 97.679’u ihraç edilmiştir.

OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle 31 Aralık 2016 tarihine kadar bağlı sendikalarımız üyesi-yöneticisi toplam 2.094 kamu emekçisi memuriyetten çıkarılmıştır (ihraç edilmiştir).

2016 yılı içerisinde; adli ve idari soruşturmalar sonucu ihraç edilenler de dâhil edildiğinde toplamda 2.179 KESK’li haksız, hukuksuz şekilde ihraç edilmiştir. Bununla birlikte 6 Ocak 2017 tarihinde yayınlanan KHK’lar ile 343 KESK’li arkadaşımız daha ihraç edilmiştir. Dolaysıyla bugün itibariyle toplam 2522 arkadaşımız ihraç edilmiş durumdadır.

İhraç edilen, açığa alınan arkadaşlarımızın 15 Temmuz darbe girişimiyle nasıl bir bağları olduğuna dair en ufak bir delil olmadığı gibi iktidarın öyle bir iddiası da yoktur. Bu durumun kendisi bile darbe girişiminin hükümet için muhalif tüm kesimleri tasfiye etmenin bahanesine dönüştürdüğünün somut kanıtıdır. AKP er ya da geç bu zulmün hesabını verecektir. Konfederasyonumuz tüm zorluklara rağmen fiili ve meşru mücadelesinin yanı sıra hukuki mücadelesini de yürütmektedir, yürütecektir.

Ayrıntılarını raporumuzda görüleceği üzere 2016 yılı içerisinde en az 122 KESK’li sürgün edilmiştir. Gerçek rakamların bu sayıyı katladığını tahmin ediyoruz. Yaratılan korku iklimi nedeniyle sürgün edilen kimi üyeler durumun raporlaştırılması sonrasında farklı baskılarla karşılaşmaktan kaygı duymaktadır. Sürgün edilen arkadaşlarımızdan kimisi işyeri temsilcisi ya da sendika yöneticisi olup sürgünler yoluyla da sendikal faaliyetlerin yürütülmesi engellenmek istenmektedir.

Son bir yıl içerisinde soruşturmalar sonucu 47 aylıktan kesme ve idari para cezaları, 35 kademe ilerlemesi cezası başta olmak üzere çok sayıda cezai müeyyide uygulanmıştır. Yine raporda ayrıntıları görüleceği üzere sendikal eylem ve etkinlikler gerekçe gösterilerek çok sayıda arkadaşımıza Kabahatler Kanununa muhalefet etme iddiasıyla çeşitli oranlarda para cezaları verilmiştir.

Bu dönemde demokratik ve meşru sendikal eylem ve etkinliklerimizin neredeyse tümü “devlet güvenliğine tehdit” olarak değerlendirilmekte, soruşturma ve ceza konusu olmaktadır.

Kimi idareciler ise adli soruşturma beraatla sonuçlanmasına rağmen aynı konuda idari cezalar vererek AKP döneminde bir var olma mücadelesine dönüşen yaranmacılıkta sınır tanımadıklarını ispat etmişlerdir.

Ceza davaları ve soruşturmalarının çoğu Cumhurbaşkanı ve başbakana hakaretten dolayı açılmaktadır. Bu dönemde de bu çerçevedeki davalar artarak devam etmiştir. 2016 yılında en az 59 arkadaşımıza hem adli hem idari soruşturmalar açılmış, çoğunlukla da ikisinden de cezalar verilmiştir.

Aynı şekilde OHAL sonrası bir furyaya dönüşen, takibi için KHK’larla polis, MİT ve diğer istihbarat birimleri içinde özel birimler oluşturulan sosyal medya paylaşımları nedeniyle yüzlerce arkadaşımız gözaltına alınmış, kimisi tutuklanmıştır. Çok azı elimize ulaşan bilgilere göre sosyal medya paylaşımları nedeniyle işyerlerinde en az 121 soruşturma açılmıştır.

2016 yılının en vahim baskı araçlarından biri de gözaltı ve tutuklamaların sıradanlaştırılması ve OHAL sonrası günlerce gözaltında tutma uygulamasıdır. 2016 yılı içerisinde en az 292 KESK’li gözaltına alınmıştır. Arkadaşlarımız memur olup adresleri sabit olmasına ve iddia edilen suçlamaların sendikal faaliyetlerden oluşmasına, dolaysıyla savcılığa çağrılıp ifade alınma olanağı olmasına rağmen bu kadar yoğun gözaltı yapılması hukuksal gerekçelerle açıklanamaz. 2016 yılında 71 KESK’linin tutuklanmış olması da bu tabloya eklenince AKP’nin her tür baskı aracını kullanmada beis görmediği anlaşılacaktır.

Öte yandan Diyarbakır, Mardin başta olmak üzere bazı illerde toplu gözaltılar yapılması, ardından çıkarılan KHK’larla bu arkadaşlarımızın ihraç edilmesi ya da açığa alınmaları manidardır. Bu gözaltların ihraç ve açığa alınmaya gerekçe oluşturabilmek için yapıldığına dair yaygın bir kanı vardır.

AKP’nin cinsiyetçi ve muhafazakâr politikaları 2016 yılında hem baskılarda kadınların öncelikle hedef alınmasıyla hem de çalışma yaşamındaki uygulamalarla artarak devam etmiştir. 2016 yılında birçok ilde 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Birlik mücadele ve Dayanışma Günü ile 8 Mart Kadınların Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü etkinlikleri yasaklanmış, engellemeler yaşanmıştır. KESK Kadın Sekreterimiz Gülistan Atasoy ihraç edilmiştir.

Örneğin Adıyaman Valiliği, üye sendikamız BES İl Kadın Sekreteri hakkında Konfederasyonumuz tarafından hazırlanan  “8 Mart Kadınların Uluslararası Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü”ne ilişkin okuduğu basın açıklaması metninden dolayı soruşturma başlatmış, ardından sürgün edilmiş, daha sonra da açığa alınmıştır.

İşyerlerinde sendikal ayrımcılık ve sendikal faaliyetlerin engellenmesi ihlallerinde de kaygı verici bir artış yaşanmaktadır.

Genel olarak da lojman tahsisi, tayin ve atamalar, görevde yükselmeler başta olmak üzere birçok konuda yandaş sendika lehine çok açık ayrımcılık yapılmaktadır.

OHAL sonrası birçok yerde idareciler ve kolluk güçleri üyelerimizi yandaş sendikalara geçmeleri için açığa alınma ve ihraç edilmeyi dolaylı bir tehdit olarak kullanmaktadırlar.

Bu konuda üyelerin istifaya zorlanmasının özellikle sendikamız DİVES üyeleri üzerinde yoğunlaşması dikkat çekicidir. Hükümete diyet borcunu ödeme telaşındaki Diyanet İşleri Başkanlığının ve idarecilerinin birçok yerde sendikamızın adını vererek anti propaganda yapmaları, ayrımcı davranmaları sendikamızı ciddi şekilde etkilemektedir. 2016 yılında toplam 509 üyesi olan DİVES’in 54 üyesinin ihraç edilmesi yönelimin merkezi olduğunu göstermektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı laiklik karşıtı faaliyetlerinin yanı sıra sendikal faaliyetlerde de yanlı ve ayrımcı davranarak kurumun tüm olanaklarını AKP’nin politikaları ve ihtiyaçları doğrultusunda kullanmaktadır.

Diğer bir ayrımcılık ise stajyer öğretmelere yönelik “stajyerlik durumlarının yandaş sendikaya geçmeleri halinde daha rahat kaldırılacağı” şeklinde bazı illerde yapılan baskı ve yönlendirmedir. 

Yine yandaş sendikaya geçişi özendirmek ve teşvik etmek için kimi yerel yönetimlerde yasaya aykırı şekilde sosyal denge tazminatlarından yararlanma koşulları ağırlaştırılmaktadır.

Örneğin Sendikamız TÜM BEL-SEN ile Derik Belediyesi arasında 01.04.2016 tarihinde imzalanan ve 15.03.2016 tarihi itibariyle yürürlüğe giren TİS sözleşmesi, AKP tarafından atanan kayyum tarafından,10.10.2016 tarihinde, 4688 sayılı yasanın 32. Maddesine dayanılarak iptal edilmiştir. Genel olarak da kayyumların ilk icraatlarının emekçilerin kazanılmış haklarına ve sendikal tercihlerine yönelik olması elbette Hükümet politikalarından bağımsız değildir.

Kayyum atanan belediyelerde sendikalarımızdan istifa edilmesi için sistematik bir çalışma yürütüldüğünün en bariz örneği Batman’da yaşanmıştır. Batman Belediyesine atanan Kayyumun atadığı yandaş sendika yöneticisi kayyum yardımcısının baskısı ve teşviki sonucu sendikamız TÜM BEL-SEN üyesi 150 kişi istifa etmiş, büyük çoğunluğu yandaş sendikaya geçmiştir.

2016 yılında hukuksal ve meşru zeminde hak olan greve katıldıkları için on binlerce eğitim emekçisine soruşturmalar açılıp cezalar verilirken, aynı devlet yüzbinlerce çocuğu eğitim ve öğrenim hakkından, eğitim emekçilerini ise çalışma hakkından yoksun bırakmıştır. Sokağa çıkma yasaklarının devam ettiği, hatta kalktığı çoğu çatışma bölgesinde okullar kapalı tutulmuş, karakollara dönüştürülmüş, çocuklarımız ve eğitim emekçilerimiz belirsizlik ve kaygı içerisinde bekletilmiştir.

Geçen her gün AKP karanlığı hak ve özgürlükler üzerine bir karabasan gibi çöküyor. Her gün bir gün öncesini aratır duruma geldi. Korku, kutuplaşma ve kaos stratejisi üzerinden geleceğimiz ipotek altına alınmaya çalışılıyor. Ne yazık ki bugünleri bile arayabileceğimiz bir geleceğe doğru yol alıyoruz. Askeri darbeler dönemi AKP darbeleri ile devam ettiriliyor.

Yüzbinleri aşan ihraçlar da göstermiştir ki kamu emekçilerinin iş güvencesi yasal, anayasal değişikliğe gidilmeden ortadan kaldırılmıştır. On binlerce kamu emekçisi işsiz bırakılarak ailesiyle birlikte sokağa, açlığa terkedilmiştir.

İş yerlerinde iş barışı tamamen ortadan kalkmış durumdadır. Kamu emekçilerinin yan yana çalıştığı iş arkadaşına bile güvenmediği, baskı ve tedirginliğin tüm iş yerlerini ele geçirdiği bir süreçte kamu hizmeti üretilmeye çalışılmaktadır!

Ekonomik kriz derinleşiyor ve çalışan emekçiler de sefalet sınırında yaşam mücadelesi veriyor.

Dünden bugüne yalnızca kendi üyeleri için değil tüm kamu emekçilerine dönük haksız, hukuksuz uygulamalar ve sömürü karşısında hiçbir siyasi iktidara boyun eğmeyerek mücadele eden Konfederasyonumuz KESK tamda bu özelliğinden dolayı AKP iktidarının ve yandaşlarının hedefi olmaktadır.

Ancak KESK, bağlı sendikaları ve yüzbinlerce üyesi olarak ne geçmişte ne de bugün karanlığa teslim olmadık, olmayacağız. Korku imparatorluğu kendi sonunu getirmeye mahkûmdur. Kaçınılmaz sonlarını emekçileri ve demokrasi güçlerinin ortak ve birlikte mücadelesi getirecektir.

AKP faşizmine birlikte karşı koymak ve ortak mücadele etmek dışında bizi aydınlığa çıkaracak bir yol olmadığının bilinciyle tüm ezilenler ve ötekileştirilenlerle birlikte büyük bir dayanışma ağını kuracak, baskıları göğüsleyecek ve püskürteceğiz.

Fiili, meşru ve hukuki mücadelemizi her ne pahasına olursa olsun yükselteceğiz.

Saygılarımızla…

Rapor ekleri için linki taklayın 

http://www.kesk.org.tr/2017/01/18/2016-yili-hak-ihlalleri-raporumuzu-acikladik/

T.C. Emekli Sandığı Kanununa tabi olarak geçirdikleri sürelerde aylık maaşlarından yapılmış olan kişi kesintileri, Sandıkla ilişiklerinin kesilmesinden sonra talep etmeleri halinde bazılarına topluca ödenebilmektedir.

Sosyal güvenlik bakımından haklarında 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümleri uygulanan kamu görevlilerinin aylık maaşlarından, emekli keseneğine esas matrah tutarı esas alınarak %16 oranında kişi kesintisi yapılmaktadır.

Emekli Sandığı iştirakçisi olup daha sonra Sandıkla ilişiği kesilenlere, aylık ve ücretlerinden kesilmiş olan emekli keseneği kişi kesintisi tutarları, 5434 sayılı Kanunun mülga 87 ve 88 inci maddelerine göre ilgililere geri ödenebilmektedir. (mülga olan bu maddeler, 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesine istinaden ilgilileri hakkında uygulanmaya devam olunmaktadır)

Emekli keseneğinin geri alınması

Emekli Sandığına tabi görevlerde bulunurken bazı sebeplerle Sandıkla ilişiği kesilenler, ilişikleri kesilinceye kadar aylık ve ücretlerinden kesilmiş olan emekli keseneklerini (kişi kesintilerini), hizmet sürelerinin yeterli olması halinde, topluca ve faizsiz olarak geri alabilmektedirler.

5434 sayılı Kanunun konuya ilişkin mülga hükümlerine göre, emekli keseneklerinin geri ödenmesi mümkün olanlardan bazıları şunlar:

 

-İdari veya adli bir ceza sebebiyle görevine son verilenler.

-Asaletleri onaylanmadan görevlerine son verilen aday ve stajyerler.

-İstifa edenler (milletvekili seçimleri için istifa edip milletvekili seçilmiş olanlar hariç).

-İstifa etmiş (çekilmiş veya müstafi) sayılanlar.

-Emeklilik hakkı tanınmayan bir göreve naklen atananlar.

-Emeklilik hakkını kaybedenler.

-Belediye başkanlığı veya il genel meclisi üyeliğinden ayrılanlardan emeklilik hakkı tanınan bir göreve atanmayanlar.

Emekli keseneğinin geri ödenmesinde hizmet süresi şartı

Emekli Sandığı ile olan ilişkileri yukarıda sayılan sebeplerden herhangi biri ile kesilenlere, birikmiş olan keseneklerinin geri ödenebilmesi için, fiili hizmet sürelerinin 5 yıldan az ve 9 yıldan çok olmaması gerekiyor.

Hizmet süresi 5 yıldan az olanlara emekli keseneği geri ödemesi yapılmamakta, ancak bu kişiler yeniden işe girdiklerinde Sandık iştirakçisi olabilmektedirler.

Hizmet süresi 10 yıl ve daha fazla olanlara emekli keseneği geri ödemesi yapılmamaktadır. Ancak, asaleti onaylanmadan görevine son verilen aday ve stajyerler ile emeklilik hakkını kaybedenlere, emekli keseneği iadesi yapılırken hizmet süresinin 10 yıldan az olup olmadığına bakılmamaktadır.

AKP Hükümeti ve Cumhurbaşkanı övüne dursun, söylemlerin aksine Cumhuriyet tarihimizin en kanlı, en karanlık ve en belirsiz günlerinden geçmekteyiz.

 

Temel hak ve özgürlüklerin rafa kaldırıldığı, hükümet muhalifi tüm kesimlerin nefes alış verişlerinin bile denetlendiği, cezaevlerin muhaliflerle tıka basa doldurulduğu, basın yayının Hükümet propagandası dışında aykırı tüm seslere kapatıldığı, darbe üstüne darbenin yaşandığı bu dönem her gün biraz daha kötüye gitmektedir.

 

Ülkemiz çok sayıda resmi/gayri resmi darbeler gördü, çatışmalı süreçler, sayısız saldırı ve katliam yaşadı, tanık oldu. Ancak hiçbir dönemde farklı inanç, düşünce ve yaşam tarzları arasında bu denli kutuplaşma ve gerginlik yaşanmadı.

 

Bunun sorumlusu AKP Hükümetlerinin uygulamaları, politikaları, dili ve hedefleridir.

 

Bu tehlikeli gidişata en büyük odunu atacak olan ve geri dönülmez bir noktaya savuracak olan TBMM Anayasa Komisyonunda görüşmeleri biten anayasa değişikliği teklifidir.

 

Rejim değişikliğine götüren teklifin AKP-MHP ortaklığı dışında toplumda tartışılmaması, hatta tartışılmaması için özel tedbirler alınması, jet hızıyla TBMM’ye getirilmesi halklarımıza ve emekçilere karşı yapılan en büyük kumpastır. Bu yolla yapılacak bir referandum çoğunluk partisinin kararını halka onaylatması şekline dönüşecektir.

 

Gelişmelerden de anlaşılmaktadır ki, AKP değişikliği referanduma götürerek %50 ve biraz üstünü amaçları için yeterli görmektedir. Halklarımızın buna geçit vermeyeceğine inanmakla birlikte, öngördükleri gerçekleşse bile, bu, toplumun açıkça ikiye bölünmesine ve çok tehlikeli bir kutuplaşamaya neden olacaktır.

 

Çünkü anayasalar toplumsal uzlaşı belgeleridir. Toplumsal sözleşmelerdir. Oysa AKP öylesine bir kutuplaşma ve gerginlik ortamı yarattı ki, böylesi bir ortamda yeni anayasa ya da köklü değişiklikler içeren anayasa değişikliği yapma imkânı yoktur.

 

AKP hükümeti tarafından dayatmacı bir yaklaşımla yapılan son anayasa değişikliği tasarısı, yaşadığımız çok ciddi sorunlara çözüm üretmekten çok uzak olup, tam tersine, çatışmaları derinleştiren ve yeni çatışma alanları üreten niteliktedir.

 

Darbe ürünü olan 1982 Anayasasının antidemokratik ruhunu ortadan kaldırmak bir yana AKP kendi sivil darbesini, itiraf ettikleri üzere fiili rejim değişikliğini anayasal kılıfa büründürmek istemektedir.

 

Anayasa değişikliği ne bugünün sorunların çözümü, ne gelecek kuşaklar ne de mevcut rejim tıkanıklıklarının aşılması için yapılmamaktadır. Açıkça; mevcut cumhurbaşkanı kanunların üstünde yetkilerle donatılarak Ortadoğu’daki krallıklara bir yenisinin eklenmesi hedeflenmektedir.

 

Maddeleri tek tek irdelemeye gerek kalmadan birkaç örnek vermek gerekirse;

 

Anayasa değişiklik teklifi mevcut haliyle onaylanırsa Meclis’in, Cumhurbaşkanı’nın karşı çıkacağı bir düzenlemeyi yapması söz konusu bile olmayacaktır!

Kamuda bütün üst düzey görevliler Cumhurbaşkanı tarafından atanacak, böylece kariyer ve liyakat ölçüleri tümüyle bir tarafa bırakılarak devlet tek parti kadroları tarafından yönetilecektir.

KHK çıkarma yetkisi Cumhurbaşkanına verilerek OHAL süreklileştirilecektir.

Sadece bu örnekler bile daha fazla söze ihtiyaç bırakmamaktadır.

 

Böylesi bir ortamda çok zor şartlar altında yürütülmeye çalışılan sendikal örgütlenme ve mücadelenin de tümüyle ortadan kaldırılarak sadece “devlet sendikacılığı”na, yandaş sendikacılığa izin verileceğini tahmin etmek zor olmasa gerek!

 

Karşı karşıya bulunduğumuz acil sorunların çözümü tek adama, tek partiye dayalı bir dikta rejimi değil demokratik bir anayasa, temel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi, farklı inanç ve düşüncelerin, yaşam tarzlarının herhangi bir kaygı ve korkuya kapılmadan eşit ve özgürce bir arada yaşayabilmesi, emekçilerin hak ve çıkarlarının önündeki engellerin kaldırılmasıdır.

 

Bunun dışındaki tüm girişimler ve çabalar ülkemizin ve çocuklarımızın geleceği ile oynamaktır.

 

Konfederasyonumuz, değişiklik teklifinin derhal geri çekilmesi, toplumsal kutuplaşma, gerginlik ve çatışma zeminine neden olan uygulamalardan vazgeçilmesi, savaş politikaları yerine barışçıl politikalara dönülmesi çağrısında bulunmaktadır.

 

Geleceğimize sahip çıkmak için anayasa değişikliği dayatmasına karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz. Emekçileri ve demokrasi güçlerini bu çerçevede birlikte ve ortak mücadeleye davet ediyoruz.

 

 

 

YÜRÜTME KURULU

Sayfa 1 / 29